Ads 468x60px

.

Pages

25 Nisan 2012

Fringe


"Sen bu hallere düşecek dizi miydin be Fringe ?" demek için sabırsızlanıyorum ama önce kısaca hikayesini anlatayım...

Fringe' i, 2008 yılında, yayınlandığı ilk bölümden itibaren izlemeye başladım. O zamanlar henüz Lost saçmalamamıştı ve J.J.  Abrams  gözümde ilginç biri gibi görünüyordu. Yaptıkları izlenebilir türdendi (yineliyorum, o zamanlar)...

Özetle, akıl sağlığını yitirmiş bir bilim adamı olan Walter' ın eski çalışmaları etrafında dolaşan bir öyküsü var dizinin. Bir FBI ajanı olan Olivia, çok ilginç bir vaka ile karşılaşır ve olaylar onu bir şekilde Walter' a götürür. Olayı çözmek için Walter'dan yardım ister. Walter kimseye güvenmediği ve ortak çalışmaya yanaşmadığı için dünyanın bilmem neresindeki oğlu Peter' ı bulurlar ve bu sayede Walter' ı akıl hastanesinden çıkarırıp vaka üzerinde çalışmaya başlarlar. Walter, Olivia, Peter, asistan Astrid ve patronları Broyles artık bir ekip olmuştur. Bu akıl almaz olaylar git gide artınca da Fringe bölümünü kurarlar. Kısacası sıradan olmayan, sınır ötesi bilim ile açıklanabilecek vakalara bakan bir departmandır Fringe ve her nasılsa tüm olaylar Walter' ın yıllar önceki çalışmalarını andırıyordur.

Oyuncuları da çok sağlam dizinin. Özellikle Walter rolü ile John Noble, her bölüm ayrı bir performans sergiliyor. Olivia karakteri ile Anna Troy,  yüzünün yeni olmasının verdiği avantajı da iyi kullanarak performansına şans vermemizi sağlıyor. Peter rolünde ise Joshua Jackson gibi Anna' ya göre TV' ye daha alışık bir oyuncuyu görüyoruz.
Her şey buraya kadar güzeldi. Bilim-kurgu seven bir insan olarak çok hoşuma gitmişti. Temelde ana bir konuyu işlerken, her bölüm yeni ve ilginç hikayelerle beni sürüklüyordu. Çünkü daha fantastik, daha ilginç, daha tanımlanmamış hikayeleri vardı. Doctor Who kadar fantastik olamasa da her bölümde eğleniyordum. Hayalgücünü zorlayan, kimi zaman absürd ve kafa yoran bir tarzı vardı. Hele hele işin içine Nina Sharp, William Bell, The Observer dediğimiz, aslında bu dünyadan olup olmadığını bile bilmediğimiz keltoşlar ve paralel evrenler girince daha da eğlenceli bir hal almaya başlamıştı. Walter' ın beklenmedik tavırları ve Astrid ile arasındaki esprili diyaloglar da işe komedi katıyordu. Ama bir yere kadar... İşler biraz daha karışınca toparlayamamaya başladılar. Bu şekliyle Tipik bir J.J. Abrams hikayesi olma yolunda ilerliyor.  
 
Sanırım dizi senaryoları kek gibi. Kabarmasını istiyorsun ama fazla kabarıp patlaması ve içe çökmemesi için de malzemeleri, ısıyı, kalıbı iyi ayarlaman gerekiyor (Hayır bu benzetmenin birazdan yapmayı planladığım kekle yakından uzaktan alakası yok). Şu an dizi kabarmanın sınırlarını zorlamaya başladı bence. Henüz patlamadı ama yeteri kadar pişirip de kazasız belasız fırından çıkarabilecekler mi diye merak etmeye başladım. Güzel giden iki sezondan sonra 3. ve özellikle 4. sezon ciddi anlamda düşüşte. Bunda sanırım dizinin bölümlerinin yayınlanmasındaki tutarsızlığın da etkisi var. Artık evrenler birbirine geçmiş, herkes sıra ile hain olmuş, kimin eli kimin cebinde belli olmayan, tipik dizi kurtarma hilelelerine başvurmaya başlamış gibi görünüyor ve evet tam da burada, sen bu hallere düşecek dizi miydin be Fringe ?
 
 
Hoş ben hala ders almamış bir şekilde şu sıralar yine J.J. Abrams' ın işin içine karıştığı "Person of Interets" i de izliyorum zevkle. Ne zaman uslanacağım bilmiyorum :) (Önyargı kötüdür, şans ver...ama beklentiyi yükseltme). 
 
Yine de umuyorum korktuğum başıma gelmez ve biraz toparlarlar da severek izlemeye devam ederim güzelim diziyi. Ya da güzel bir yerde bitirirler de tadı damağımda kalır. Bakın Dexter' a adamlar hiç çizgiyi düşürdüler mi? Yazık olacak bu Fringe' e..Konu güzel, ekip güzel, efektler güzel, emek var sonuçta boşa gitmese keşke...(Fringe' i harcayacaklar matmazel :)  )

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...